Tenebron - Bölüm-19 (KUĞU GÖLÜ DANSI)

Daimar, sesin geldiği yöne döner dönmez, ani bir şokla bakakaldı. Hemen önünde o güne kadar gördüğü en acayip insan duruyordu. 



Kara kaşlı, kara gözlü, asık suratlı bir adamdı. Ancak yüzünde sahte bir alaycılık vardı. Bir an için dudağının kenarı hafifçe titreşti; sonra gözleri onun kontrolünde değilmiş gibi çevreyi taramaya başladı. Her bir hareketi yaman bir dövüşçüden çok bir balerini andırıyordu. 


Yabancı önce Daimar’ı süzmüş sonra ağaçlara, ırmağa ve yamaçtaki çalılık alana göz gezdirmişti. Sanki davetsiz birilerini bekler gibi…


Daimar, pozisyon aldı. Kendisi de etrafa göz gezdirmek istiyor, ancak bakışlarını adamdan alamıyordu. Ani bir harekete karşı bekledi. Sonra yavaş ama temkinli adımlarla bir daire çizerek yürümeye başladı. İlerlerken ağzından çıkan tek cümle, “Sen de kimsin?” oldu. 


Dudak buken yabancı, şimdi gözlerini yalnızca Daimar’a kilitlemişti. 


Bakışlarını postallarından başlayıp rakibinin gözlerinde kilitleyen yabancı tek bir söz söyledi: Romi. 


Yüzünde muzur bir gülümseme ile daire çizmeye başlayan adam, Daimar’a merakla bakıyordu. 


“Eee… tek misin?” Dedi, gözlerini yeniden etrafta gezdirerek. 


Kaşlarını çatan Daimar, “kiminle aşık attığını bilmiyorsan sana temkinli yaklaşmanı öneririm. Önce ben sordum “kimsin neyin necisisin” 


“Ne o’yum ne de bu’yum.“ diyerek lafı yine aynı yere getirdi: 


“Arkadaşların nerede, seni yalnız mı bıraktılar?” 


Daimar yanıt vermedi. Eymaun’un ani kayboluşu, içinde zaten büyük bir kuşku tohumu ekmişken, şimdi de ne idiği belirsiz bir  şaklabandan ders dinleyecek durumda değildi. 


Zaten cevap da beklemeyen yabancının hareketleri bir an için yavaşladı; bunun bir aldatmaca olduğu hemen anlaşıldı. Adam göz açıp kapayıncaya kadar atağa geçmişti. 


Öyle hızla depar atmıştı ki, Daimar daha ne olduğunu anlayamadan, midesine sert bir tekme yedi. 


Baskının verdiği şiddetle, bir kaç adım geriledi. Görüşü bulanıklaştı, midesinde derin bir yanma hissetti. Ancak adam hiç vakit kaybetmeden ikinci bir darbe için ileri atılmıştı bile. Bu sefer tekmeyi savuşturan Daimar, adamın ayağından tutup ileri doğru savurdu.  


Yere olağanca kuvvetiyle çarpan yabancı, şaşırtıcı bir refleksle sıçrayarak, yeniden ayaklarının üzerinde yaylandı. Bu hareket omzuna kadar uzanan saçlarının dağılmasına neden oldu. Daimar’ı çok şaşırtan bir edayla arka cebinden bir tarak çıkaran yabancı, hızlı ve sert bir tempoda taramaya başladı. Kolu hızlı hızlı kalkıp inerken kızgın bir sesle Daimar’a çıkıştı:


“Ah şu yaptığına bak” gözlerini devirdi. “Senin gibi bir kas yığınından incelikli hareket beklenmez! Saçlarımı dağıtıyorsun!” sesindeki tını çileden çıkmış birinin tonunu veriyordu.


İnanmaz gözlerle yabancıya bakan Daimar, içten içe “bu ne şimdi?” diyerek tısladı. 


İkisi de birbirine bakıyordu. Yabancının yüzündeki asık ifade kaybolsa da, gözlerindeki bir şey Daimar’ı rahatsız etmişti. Son derece elastik bir yapısı vardı. İnceydi, tam anlamıyla leylek gibi...


Son derece estetik hareketlerle yürüyen adam, “Romi, uzun süredir hünerini gösteremiyordu. Ah ne iyi  kalpli bu Menekolna! Orman gezilerini hep sevmişimdir zaten” Hokkabaz gibi küçük küçük sıçramalarla ona doğru yaklaşıyordu. 


İnce ve zarif ellerinden birini, göğsünde kavuşturdu. Sanki sergileyeceği dansın öncesinde, seyirciye selam veriliyordu. 


Ne kadar tehditkâr olursa olsun ciddiye alamayan Daimar, adamın deli olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ancak deli olan güçlü de olabilirdi. Yediği tekmenin şiddetini unutmamıştı. 


Derken üçüncü bir atak daha geldi. Daimar, aurasını yumruğunda toplayarak tam midesine sert bir darbe indirdi. Ayakları yerden kesilen ve tükürükler saçan Romi, karnındaki yumruğu pençe gibi kavramıştı. Daimar onu savuramadan, kendini aşağı çeken Romi’nin ayakları tekrar toprakla buluştu. Sonra çabuk bir hamleyle postalarından birini, Daimar’ın çenesine doğru, hızla savurdu. Postalın ucundaki demir iğne onu delemeden Daimar, kendini geriye fırlattı. 


Saçları darmadağın, gözleri delilikle parlayan Romi, “Tüm yapabildiğin bu mu? O halde işimiz kolay olacak demektir” diyerek ön ceplerinden birini kurcaladı. İçinden çıkan üçe katlanmış metal bir nesneydi. Tek ve güçlü bir hareketle elindeki aparatı kırbaç gibi sallayınca elinde gümüş bir mızrak belirdi.


Daimar, hızla bir şeyler düşünmeye çalışsa da, Romi’nin hızı buna müsaafde etmiyordu. Çok geçmeden karnını iki darbe, omzuna ve sağ bacağına bir darbe daha yedi. Yumruklardan pelteye döndüğü halde hala kendini tutan Daimar, sersemleşse de bilinci yalnızca saliselik olarak dağılıyordu. 


Mızrağın değdiği yerler acıyla yanarken, yüzünü buruşturdu. 


“Tek taraflı dövüşmek iyi olmalı. Bana neyin nesi olduğunu söylemeyecek misin? Yoksa gerçek bir mücadeleyle saçlarını iyiden iyiye dağıtmamı mı istersin?” Kaşları çatılmış öfkesinin onu ele geçirmesini razı gelmeyen Daimar, bu gibi dövüşleri garnizonda da çok yaşamıştı. Bu işe ilk başladığı zamanlarda bile dövüşte öyle kolay lokma olmamıştı. Tabi Tarmon ile bire bir mücadelede kapıştıkları zamanı saymazsa. İlk kez bayılmıştı. 


İstemsizce keyiflendiğini hissetse de yüzüne sıkılmış bir adamın edasını yerleştiren Daimar, vücudunu ısıtarak aurasını yaymaya ve bedenini ağırlaştırmaya başladı. 


Dövüşün ciddileştiğini anlayan Romi’de de temkinli bir keyif hali seziliyordu. Sonra aniden atağa geçen ikilinin yumrukları aniden birleşti. Yerinden ani bir hareketle sıçrayan Daimar, cüssesine rağmen ağırlığı yokmuş gibi hareket ediyordu. Art arda indirdiği yumruk ve tekmeler hedefi bulsa da Romi bunları savuşturmayı başarıyordu. 


Sonra görünmeyen bir yerden iğne uçlu mızrağını çıkaran Romi mızrağı, düşmanının kalbine çok yakın bir noktadan saplamayı başardı. Ancak Daimar kendini öyle bir katılaştırmıştı ki, daha derine ittirmek mümkün değildi. Fırsatı kaçıran Romi geri çekilmek zorunda kaldı. Daimar, mızrağı tek hamlede göğsünden çekip çıkardı. Şimdi elinde düşmanın silahı duruyordu. 


Şimdi alay etme sırası Daimar’a geçmişti. 


“Ne o! Kuğu gölü dansında geriye mi düştün?” Pis pis sırıtarak adeta gel gel yapan Daimar, elindeki mızrağı sanki tenekeymiş gibi eğip bükmeye başladı.


Gözleri, fal taşı gibi açılan Romi, gördüğü manzara karşısında dehşete kapılmış gibiydi. Deli gibi mızrağına bakıyordu. Zira metali özel bir madendendi ve böyle dal gibi kırıp bükmek neredeyse imkansızdı. 


Romi’nin gözleri her yeri taramaya başladı. Alnı ter içinde, saçları ise toprak ve çamurdan keçeleşmişti. Gözleri ağaçların tepelerine sonra Daimar’ın elindeki alete, ırmağa Daimar’a, yamaçtaki sık çalılığa sonra yine Daimar’a… 


Sonra birden haykırdı: 


“Bu kadarı yeter! Siz eğleneceksiniz diye ölemem!” 


Şaşkınlıkla bir an için duraklayan Daimar, Romi’nin aksine etrafına temkinle bakınmaya başladı. Derken oldukça uyuşuk bir ses yankılandı: 


“Bize o kadar caka satıp sonra ağlayacak mısın haa!” 


Ses yamaçtaki sık çalılıktan geliyordu. Sesinde ise kahkaha tınıları gizlenmişti. 


İlk önce bahçıvan tulumu giyen, haylaz bir çocuk gördüğünü sanan Daimar, sonra dikkatli bakınca çeneye kadar uzanan kara bıyıkları gördü. Adam son derece kısaydı. Belki 1 buçuk metreyi biraz geçiyor olabilirdi. Omzunu kavrayan iki askıdan biri çıkmış dirseğinde sallanıyordu. Başında sekiz dilim şapkası ise renk cümbüşü gibiydi. 


Arkadaşına öykünen yabancı, dudak büküyordu. Romi’de ise utançtan mı yoksa öfkeden mi olduğu bilinmez, bir huysuzluk hali baş göstermişti. Olduğu yerde bacaklarını ve kollarını iki yana açmış, yeni gelene öfkeyle bakıyordu. 


“Sen!” Dedi Romi, bir hışımla “Lanet olasıca!” 


Daimar, etrafına yeniden bakınınca, şırıl şırıl akan ırmağın kenarında birini daha gördü. Bir kadın. Tabure üzerinde oturuyordu. Bacak bacak üstüne atmıştı. Dalgalı saçları ise beline kadar uzanıyor, koyu kestane rengi yer yer sarı şeritlerle ayrılıyordu. Gözleri gece kadar siyahtı. Dolgun dudaklı, burnu ise cetvelle çizilmiş gibi kesintisiz ve düzdü. Üzerinde serpiştirilmiş gibi duran çiller ise yanaklarına kadar uzanıyordu. Son derece müstehcen bir kıyafet içinde, yüzünde ise aç bir ifadeyle Daimar’a bakıyordu.    


(Devamı haftaya çarşamba saat 19.00’da yayınlanacak)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tenebron

Tenebron - bölüm 4 (KOZA)

Tenebron - Bölüm 6